Güneşe çıkmayan kertenkele

Anasayfa/Makaleler/Güneşe çıkmayan kertenkele

Güneşe çıkmayan kertenkele

-Sevgili dostum. Dün hiç güneşe çıkmadığını fark ettim. Belki özel bir nedeni vardır rahatsız etmeyeyim dedim. Fakat bugün de seni göremeyince doğrusu merak ettim. Bu tuhaf durumun sebebi nedir?

-Sence tuhaf olan benim durumum mu yoksa diğer kertenkelelerin durumu mu?

-Ne demek istiyorsun?

-Hergün aynı şeyi yapmak! Yani güneş bulutların arasından sıyrılınca koşarak dışarı çıkmak. Derimizin ihtiyacı olan enerjiyi toplarken bir taraftan, bir taraftan da düşmanları kollamak. Bir yırtıcı kuş, bir fare ya da başka bir hayvan görünce endişeyle karanlıklara saklanmak, sonra yine ilk fırsatta dışarı çıkıp, endişeden ve korkudan titreyerek son zerresine kadar güneşi toplamaya çalışmak. Bu arada bir iki sinek yakalayıp mideye indirmek ve gece, ertesi güne enerjimiz kalsın diye uyuklamak. Bütün bir ömrü bu şekilde geçirmek ama bu hayatın anlamı üzerine hiç düşünmemek ve düşünecek vakit bulamamak tuhaf değil de benim yaptığım tuhaf öyle mi?

-Güneş ışığı olmadan yaşayamayacağımız aşikar olduğuna göre, güneşe çıkmanın bahsettiğin tehlikeleri beraberinde getirdiği de aşikar olduğuna göre, şayet dikkat etmez isek mideye indirileceğimiz de aşikar olduğuna göre ve hatta o tiksintiyle bahsettiğin sinekleri mideye indirmemiz gerektiği de aşikar olduğuna göre,neden düşünelim ki? Düşünmenin bize ne faydası olabilir ki? Gündüz güneşlenmek içindir gece de istirahat edelim diyedir. Hayatımız da işte bunlara bağlı ve bunlara göredir.

-Sence böyle yaşayan birine yaşıyor denebilir mi? Bütün bu söylediklerini yaşamak için yapıyoruz ama bunları yapmaktan yaşamaya hiç fırsat bulamıyoruz. Bunu nasıl kabul edebiliyorsun?

-Peki sen ne öneriyorsun?

-Geri çekilmeyi. Telaşı ve endişeyi bırakmayı. Tutunmaya çalışmamayı ve sürünmeye razı olmamayı.

-Fakat bu bedenini mahveder ve sen adım adım ölürsün.

-Ne olur ki ölürsem? Düşünmek ve endişe duymamak ve huzur içinde bir gün geçirdikten sonra usul usul ölmek ve tabiatın o hiç değişmeyen uyumuna dahil olmak… Bu bana korkutucu gelmiyor.

-Uyumdan bahsediyorsun…

-Ve bütün bu çabaların uyumu bozmaya çalışmak olduğunu acılarımızın da bundan kaynaklandığını düşünüyorum.

-Tabiatın uyumunun senin çabalarına bağlı olduğunu hiç düşündün mü?

-Nasıl yani?

-Kuralı bilirsin, davranışın bütün kertenkeleler için uygulanabilir olmalı. Bütün kertenkeleler senin gibi davransa dünyada kertenkele kalmaz ve o bahsettiğin uyum bozulurdu.

-Yanılıyorsun. Dünya kertenkelelerin yerine başka bir canlı türü koyarak yoluna devam ederdi. Düzenini ve dengesini yeniden inşa ederdi. Ve bir kez daha yanılıyorsun. Kertenkelelerin var olmaması dünya için nasıl bir şey değiştirmezse, dünyanın var olmaması da hiç bir şeyi değiştirmezdi. Hem sürünmeye geldiğimiz ve sürünmezsek yaşayamayacağımız bu dünya yok olsa daha memnun olurum. Ve sana şunu da söyleyeyim, şu düşünceye ayırdığım vakitlerde bir şeyi daha anlar gibi oldum.

-Neymiş o?

-Dünya ve içindekiler bir denge arayışındaysalar, daha büyük bir uyum ve denge arayışı da vardır ve bir gün dünyanın geçici varlığını ortadan kaldıracaktır. Şu halde dünya için de endişelenmeye gerek yok. Çünkü dünyayı döndüren şey bir çaba, ebedi mutluluk ve huzursa çabasız bir sükûnda.

-O ebedi uyumun sürebilmesi için, benim dışarı çıkıp güneşlenmeye devam etmem, seninse burada felsefi sorularla oturman gerekiyorsa, o ebedi uyum benim bir kaç sineği daha mideye indirmemi fakat senin yavaş yavaş çürüyüp toprağa karışmanı istiyorsa, biz bu tartışmamız bir sonuca varmayacaktır. İyisi mi ikimiz de işimizi yapalım. Haydi sağlıcakla kal.

-Haydi git! İkimize de afiyet olsun. Sen sineklerle beslen, ben hüzünlerle. İkisi de aynı yerden nasıl olsa.

By | 2016-10-21T22:44:19+00:00 Haziran 11th, 2016|Makaleler|0 Yorum

About the Author:

Bir Yorum Yaz